28 Mayıs 2007 Pazartesi

ESRA KAMPA GİTTİ


Anamur'a gitti Esra. Detayını çok anlamadığım ama güzel birşey olduğu belli olan bir kampa. İlk 3 gün haberleşemeyince biraz endişelendik tabi. Sonuçta Esra çadırda kalmaya alışkın değil, biz ondan haber almamaya... İnsan hiç olmazsa 'iyiyim' dediğini dumak istiyor kardeşinin. Ya da ne dediği önemli değil de, sesinin iyi geldiğini duymak...

Neyse, jandarmalar sağolsun, duyduk sesini. Kamp için izin alınmamış diye, toplayıp herkesi sahile getirmişler. Şimdi Manavgat'talar. Sesi iyiydi ya, içim rahat. :)

BEYPAZARI


23 Nisan'ın Pazartesiye denk gelmesini fırsat bilip, Beypazarına gittik. Küçük, güzel, lezzetli, doğal, yeşil... İstanbul'a ara vermek için ideal bir oksijen deposu. Hele ki yanınızda keyfinize keyif katan dostlar varsa.

Gitmeden önce hasta olmasaydım daha iyi olacaktı aslında. Gerçi gittikçe daha da kısılan sesime rağmen konuşma hızımda bir azalma olmayınca, hastalığım benden çok çevremdekilere eziyet haline dönüştü zaten.

Yaprak sarması, tarhana çorbası ve Beypazarı kurusu. Benim favorilerim bunlardı. Havuç suyunu da unutmamak lazım. Baklavası da meşurmuş ama ben pek sevmedim doğrusu. Anneannemin baklavasını yeme şansına erişmiş herkesin de benimle aynı fikirde olacağını düşünüyorum. En güzel mekan da İnözü Vadisi'ydi. Çok anlatılası değil. Gidip görmek, gezmek, nefes almak lazım. Bir de oraya özel bir geceye katıldık ama çok çıkaramadık tadını. Geç gittik, erken ayrıldık. İçinde bir baba-oğulun da bulunduğu bir grup anılarını anlatıp, şarkılar, türküler söyleyip, halk oyunlarından örnekler sergiliyordu. Baba-oğul diyince yanlış anlaşılmasın, oğul 50'nin baba 80'in üzerinde...

2 gün nefes almak isterseniz, işte size program; önce beraberken geçirdiğiniz zamana daha da keyif katacak arkadaşlarınızı alıyorsunuz (Sinem ve Sadi bizim için ideal bir seçim :) ) sabah erken çıkıyorsunuz, yolda güzel bir kahvaltı. Sonra doğru Beypazarı'na. Konaklardan birinde kalmanızı öneririm. Önce köyiçini gezip, cam takılardan alıyorsunuz. Kaleye çıkıp manzarayı görmek şart. Yemekler zaten oraya özel. Yorulana kadar dolaşıp, konağa gidip dinlenmek lazım ki, akşam Bağevi'ndeki programı doyasıya yaşayabilin. Gündüzden yer ayırtmayı unutmayın. Ertesi sabah nefis kahvaltının ardından doğru İnözü vadisine. Eğer dönüşte Abant'a da uğrayalım derseniz (kesinlikle tavsiye edilir) 3. bir güne daha ihtiyacınız olacak. Hadi ne duruyorsunuz... :)

27 Mayıs 2007 Pazar

ÖZGE'miz Geldi


Blogumu yeni açmış olduğum için, son zamanlardaki değişiklikleri ekleyeceğim önce fırsat buldukça.

En büyük değişikliğimiz de, mini minicik bir canlı :) Özge Çetinkaya. Yukarıda gördüğünüz güzellik kendilerine ait. 16 Mayıs 2007'de, babasının 31. yaşgünü hediyesi olarak geldi kendileri. İnsan kendini yaşlanmış hissediyor bu klişe cümleleri kurunca ama Abdullah ve Elif'le okul kantininde pis 7'li oynadığımız günler daha dün gibi...

Hoşgeldin Özge. Bizlere getirdiğinin bu çoşkulu mutluluk tadında , upuzun bir ömürün olmasını dilerim.

24 Mayıs 2007 Perşembe

HOŞGELDİM

Artık bir saklama kabım var :)
Duygularımı, düşüncelerimi, yaşananları, yaşanamayanları, planlananları, dilekleri, hayatı içine koyacağım, kapağını hiç kapatmayacağım ve yine de içindekileri bozulmadan saklayacak bir saklama kabı...
Teşekkürler Filiz. Öncülüğün ve ilk yazın için :)

İlk yazı

Elif blok aldı...