Sene 1997. Ben o zamanlar büyüdüğünü zanneden, olgun olduğunu düşünen, kendini sevecen, sosyal, eğlenceli gören, 20 yaşında bir üniversite öğrencisiyim... 4. sınıftayım da zaten. Kendince bayağı büyümüş bir kız çocuğu...
İşte o senenin 17 Kasım'ında tuttun elimi.
Belki de bir daha hiç duymadığım kadar güzel konuşmuştun ogün. Ya da bana öyle gelmişti bilmiyorum.
14 sene geçmiş üzerinden ama 97 senesinin 17 Kasım'ı dün gibi aklımda. Kadıköy'de buluşmamız. Devrim'e hediye arayışımız. Karga'da oturduğumuz masa. Karga'ya kolkola girip, elele çıkışımız... Kıyafetlerimizi de hatırlar mıyım acaba kassam? Bende kesin boğazlı bir kazak ve kot vardır. Senin üzerinde ya kadife ya da deri kabanın...
Okul, iş, askerlik, nişanlılık, evlilik... Birer kelimeyle ifade edilen, mutlu, heyecanlı, sıkıntılı, endişeli, keyifli yüzlerce anı içeren seneler. Hepsini birlikte yaşadık.
Zorlu dönemlerimiz de oldu çok. Kabullenmeme dönemleri... Pes ettik zaman zaman. Sonra yine birleşti ellerimiz. Ne de olsa 'ayrılık da sevdaya dahil'.
14. senemizi geride bıraktık. 3 ay içerisinde aramıza katılacak kızımızı bekliyoruz şimdi.
14 senedir hâlâ;
Bana sarıldığında huzur doluyor içim.
Elimi tuttuğunda bir sıcaklık yayılıyor kolumdan bedenime.
Sen güldüğünde daha bir mutlu oluyorum.
Binlerce kez duyup, binlerce kez söylemiş olmama rağmen, hâlâ yeni bir şey öğreniyorum sanki her 'seni seviyorum' deyişinde.
Bugüne kadar çok değiştik ikimiz de, sonuçta 'biz' olmaktan vazgeçmedik. En büyük değişiklik neydi bilmiyorum ama şunu biliyorum; 15. senemizde hayatımız bayağı renklenecek. Aramıza biraz sen, biraz ben, yepyeni bir can gelecek. Sanırım yaptığımız en güzel şey :)
Nice senelere Coşkum.
Seni seviyorum.