Aslında bu yazının başlığının 'oldu' olacağını umuyordum. Hatta emindim.
Olmadı.
'Olmadı' da değil henüz.
E yazasım da geldi.
Durum bu; durdu!
Aslında iyi de oldu.
Huyum kurusun, mesleki deformasyon olsa gerek, beğendim mi abartıyorum. Beğenimi belli etmeyi de seviyorum, kendimi de gaza getiriyorum...
Coştukça coşuyorum yani.
Süreç girince araya, hele de durunca, bi' durdum ben de haliyle.
Hevesim mi kaçtı?
Tam öyle değil de, heyecanım azaldı tabi. İçimdeki o amatör ruhun ayakları yere bastı.
Aslında isteğim azalmadı da, sınırları belirlendi sanki.
Bir de gördük ki; süreç yönetiminde, mükemmelliyetçilik mi desem, tatminsizlik mi, içe sinmeme mi...
'ya daha iyisi varsa' sendromu hakim.
Benim alışveriş modum gibi yani :)
Bu sendromda genelde sonuç, daha iyisi yerine 'fuzuli efor' olur bence.
Telefon ilk çaldığında o his geldi bi' kere. İçeri girince de pekişti bir güzel.
Bakalım neye delalet...
Uzatmalardayız.
Yedekte bekliyorum.
Neyse ki kitabım var yanımda. Oyalanacak bir şey olmasa çekilmezdi beklemek...
Son düdük çalsa da bilsek!
21 Aralık 2013 Cumartesi
13 Aralık 2013 Cuma
Çok istedim
Bir 'çok istedim oldu' hikâyesi daha anlatmak istiyorum.
Öyle güzel bir his kapladı ki beni, bugüne kadar hissi yaşatan her yer dahil oldu hayatıma sonunda. Ve hiçbiri bu denli heyecanlandırmamıştı beni.
İlk görüşme bu duygunun coşkusuyla geçti zaten. 2. görüşme de aşama kaydetmenin heyecaniyla...
Genel Müdür görüşmesi denince sevinç, endişe, heyecan hepsi birden üşüştü üstüme. Biraz 'sıra dışı' bir genel müdür bekliyordum ve sadece kendim olmam gerektiğini biliyordum ama bu duygu yoğunluğu mantığımı ve hafızamı sekteye uğrattı galiba. Bir de 'genel müdür kaç kişiyle görüşecek canım, daha çok tanışma gibidir herhalde' umudu...
Uygun muyum diye bakacak ve ben de tam o insanım işte...
Eee, süper geçti o zaman görüşme...
Olabilirdi;
Ne demeliyim endişesi yerine, daha çok ben olabilseydim eğer...
O iş için gerekli tüm deneyime sahibim. Üstelik işimi çok seviyorum.
6 farklı ortamda çalıştım ben. Ne istediğimi biliyorum.
Kişiliğim de firmanın kültürüne gayet uygun bence...
Deseydim eğer ikna etmem istendiğinde, daha basit ve rahat olurdu herşey.
Yöneticiler işe alımda bir müşteri sadakati kartı kullansalar da, önceki alımlarda tercih ettikleri kişilik tiplerini görebilsek mesela. Biz de ona uygun yonlerimizi ön plana çıkarsak görüşmelerde... hayat daha kolay olurdu!
Tvde bir yarışmaya katılmak böyle olsa gerek. Hep derler ya, 'evdeyken çok rahat cevap veriyorum ama burası çok farklıymis. Herşeyi unutmuş gibiyim...' o hep çok istemekten işte...
Öyle güzel bir his kapladı ki beni, bugüne kadar hissi yaşatan her yer dahil oldu hayatıma sonunda. Ve hiçbiri bu denli heyecanlandırmamıştı beni.
İlk görüşme bu duygunun coşkusuyla geçti zaten. 2. görüşme de aşama kaydetmenin heyecaniyla...
Genel Müdür görüşmesi denince sevinç, endişe, heyecan hepsi birden üşüştü üstüme. Biraz 'sıra dışı' bir genel müdür bekliyordum ve sadece kendim olmam gerektiğini biliyordum ama bu duygu yoğunluğu mantığımı ve hafızamı sekteye uğrattı galiba. Bir de 'genel müdür kaç kişiyle görüşecek canım, daha çok tanışma gibidir herhalde' umudu...
Uygun muyum diye bakacak ve ben de tam o insanım işte...
Eee, süper geçti o zaman görüşme...
Olabilirdi;
Ne demeliyim endişesi yerine, daha çok ben olabilseydim eğer...
O iş için gerekli tüm deneyime sahibim. Üstelik işimi çok seviyorum.
6 farklı ortamda çalıştım ben. Ne istediğimi biliyorum.
Kişiliğim de firmanın kültürüne gayet uygun bence...
Deseydim eğer ikna etmem istendiğinde, daha basit ve rahat olurdu herşey.
Yöneticiler işe alımda bir müşteri sadakati kartı kullansalar da, önceki alımlarda tercih ettikleri kişilik tiplerini görebilsek mesela. Biz de ona uygun yonlerimizi ön plana çıkarsak görüşmelerde... hayat daha kolay olurdu!
Tvde bir yarışmaya katılmak böyle olsa gerek. Hep derler ya, 'evdeyken çok rahat cevap veriyorum ama burası çok farklıymis. Herşeyi unutmuş gibiyim...' o hep çok istemekten işte...
Mesela sorsalar -ki bir şekilde sordular- doğada kalmam imkânsız derdim. Çalı çırpı içine asla girmem, böcek mocek çıkar Allah muhafaza...!
E gittim kaldım Karaburun Kavimler Kapısı'nda 3 hafta. Hem de gündüz ciyanlari görebildiğimiz terasta, geceleri uyku tulumunda uyuyarak.
Hem de Gonca kendimize mekan secmemizi söylediğinde çalıların içinde yer arayarak
Hem de sınırlarımı alabildiğine aşarak...
E bari 'sınırlarını ne kadar esnetebilirsin' sorusunda antsaydim di mi?
Anlatsam iyiydi...
Kaygı ve hafıza sektesi... neyse ki gecici :)
Sorunuz var mı'yi da yanıtsız bıraktım ama aslında aklımdan geçen şuydu;
Genel Müdürüm olur musunuz? :)
Dediklerimi geçtim, demek istediklerimi bir bir yazasım var aslında.
Neden mi? Çünkü sosyal medya takipleri varsa okurlar ümidiyle etiketledim yazıyı...
Biraz hastalıklı bir tutum gibi farkındayım.
Çok istedim yahu!
Peki ne mi oldu?
Bir sonraki yazımı heyecanla bekliyorum...
Anlatsam iyiydi...
Kaygı ve hafıza sektesi... neyse ki gecici :)
Sorunuz var mı'yi da yanıtsız bıraktım ama aslında aklımdan geçen şuydu;
Genel Müdürüm olur musunuz? :)
Dediklerimi geçtim, demek istediklerimi bir bir yazasım var aslında.
Neden mi? Çünkü sosyal medya takipleri varsa okurlar ümidiyle etiketledim yazıyı...
Biraz hastalıklı bir tutum gibi farkındayım.
Çok istedim yahu!
Peki ne mi oldu?
Bir sonraki yazımı heyecanla bekliyorum...
6 Aralık 2013 Cuma
Baba bibi büyüdüm...
Baba ben büyüdüm.
Baba bibi büyüdüm.
Hosdeedin baba!
4 Aralık günü akşam yemeği sırasında, ben babasına Simay'in o gün çok güzel yemek yiyip uyuduğu için büyümüş olduğunu anlatırken Simay duruma el koydu... 'Ben anlatırım anne' dedi âdeta :)
Bazı günler geçmek bilmezken seneler nasıl oluyor da bu kadar hızlı geçiyor?
Mutlu büyü bebeğim. ..
Baba bibi büyüdüm.
Hosdeedin baba!
4 Aralık günü akşam yemeği sırasında, ben babasına Simay'in o gün çok güzel yemek yiyip uyuduğu için büyümüş olduğunu anlatırken Simay duruma el koydu... 'Ben anlatırım anne' dedi âdeta :)
Bazı günler geçmek bilmezken seneler nasıl oluyor da bu kadar hızlı geçiyor?
Mutlu büyü bebeğim. ..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)