Ortaokuldayken çok sevdiğim bir Türkçe öğretmenim vardı. Rahmi Oto.
Dersi sevdiğimden mi o kadar severdim Rahmi Bey'i, yoksa öğretmene saygımdan mı Türkçem iyiydi emin değilim.
Bir gün sınıfta ben bir hikayeyi okuduktan sonra, bir süre sessiz kalıp, sonra da 'hani sıcakta susuz kaldıktan sonra bir bardak serin su içmenin verdiği his vardır ya, işte öyle geldi bana Elif'in okuması' diyerek teşekkür etmişti bana...
Bendeki gurur ve mutluluğu siz düşünün artık! :)
O susamışlıkla izlediğim ve 'oh' dediğim, bitsin istemediğim 2 eser var bahsetmek istediğim.
Bir tiyatro oyunu, bir de konser...
İkisi de zamanı durdu içindeyken benim için. Bir rüya gibi, başka bir boyuta yolculuk gibi, günlük yaşantının rutinleri hiç yokmuş gibi...
Oldum olası etkilenirim sahne sanatlarından. En neşeli eserlerde, hatta bazen çocuk oyunlarında bile gözyaşlarımı tutamam sahnedekilerin coşkusu ve tutkusunu hissediyorsam. Hele ki sahnedekiler oynamıyor da yaşıyorsa izlediklerimi; ıslak, şişmiş ama mutluluktan parlayan gözlerle çıkarım salondan.
Giydirici'den de aynen öyle çıktım, -ki bir de oyunun içindeki dram unsurunu da eklersek halimi siz düşünün artık...
Uzun zaman olmuştu çocuk tiyatrosu dışında bir oyuna gitmeyeli. Coşkun'un duruma el atmasıyla bu sene kırmaya karar verdik bu döngüyü. İlk girişimimiz hayal kırıklığı oldu. O kadar suni ve sıkıcı geldi ki oyun, biz uzak kaldık ve soğuduk mu acaba diye şüpheye düştüm kendimden.
Sıradaki biletimiz 'Giydirici'yeydi.
Oyuncular zaten bir beklentiye sokuyor insanı. Konu savaş zamanı Almanya'da herşeye rağmen tiyatro yapmayı sürdüren bir grubu anlatıyor. Biraz iç sıkıcı olabilir gibi...
'Hadi bakalım' diye oturduk yerimize...
Hiç ara olmasa da olurdu. Bombalanan Almanya'daki salondan çıkmasaydık hiç. Öylece sürseydi oyun... Siper alırdık biz bir bomba daha düşseydi sahneye...
Güldüm, ağladım, yoklukta, savaşta, Almanya'da herşeye rağmen tiyatrodaydım.
Nasıl özlemişim bu hissi. Tüm oyunculara sarılmak istedim tek tek.
İyi ki gelmişim dedim. İyi ki tiyatro var. İyi ki işini iyi yapanlar var...
Beklentiyi artırmış olmak istemem ama tekrar sahnelenirse kaçırmayın;
http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-istanbul-detay-giydirici5.html
Sonra güzel bir sürpriz daha geldi Coşkun'dan. İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nden 'Vivaldi ile Sevgililer Günü' konseri.
14 Şubat'ı keyfe keder hatırlayan bir çift olsak da, 20 yıllık birlikteliğimizde açık ara en güzel sevgililer günü hediyemdi...
Harika bir müzik ziyafetinin üzerine, Ataol Behramoğlu'ndan 2 güzel şiir dinledik. Fazla sözüm yok o akşama dair. 'Anlatılmaz, yaşanır' deyiminin tam karşılığı diyebilirim.
Ataol Behramoğlu'nun konuşması ve şiirlerini paylaşmış birileri youtube'da. Önce Suat Arıkan bir konuşma yaptı, savaş varken sevgililer günü kutlamak üzerine. Koşullar ne olursa olursa olsun, sanatın, ilmin, bilimin gücünü yitirmemesi gerektiği üzerine... Sonra da Ataol Behramoğlu'nu çağırdı sahneye;
https://www.youtube.com/watch?v=TT94EeQK_5w
Sanata dair güzel işler yapan, katkı sağlayan, bir yerinden dokunan herkes; iyi ki varsınız!