Ferahlık olduğu kesin. İçimde bir huzur, bir rahatlık...
Biraz stres ve gerginlik de var tabi. Yeninin bilinmezliği, bilinmezliğin endişesi.
Hani her bitiş bir başlangıç demektir denir ya, bitiş gibi gelmiyor hiçbirşey. Tamamen başlangıca odaklanmış durumdayım.
Heyecan var içimde ama belirsiz süreçteki kadar değil. Şimdi daha huzurluyum.
Hani şu "düşünce gücü, önce inanmak gerek, Secret vs" olaylarına inanmayanlardansanız, sadece bir kez deneyin derim. Bir kez inanmayı ve pozitif düşünmeyi deneyin.
Umarım bu değişim benim için beklediğimden daha güzel olur.
Ya da şöyle düzelteyim, biliyorum, daha güzel olacak.
Darısı kocişimin başına...
17 Temmuz 2007 Salı
8 Temmuz 2007 Pazar
DÖNÜŞMEYİN, ZOR ÖLÜN
Sinemaya mı gitmek istiyorsunuz? diyelim ki pek fırsatınız olmyor ve gitmişken güzel bir film izlemek istiyorsunuz. Şöyle düşünebilirsiniz; 'Bruce artık yaşlandı, devam filminin 4.'sü de iyice zorlama olur zaten, hem yaşlı başlı adam ne kadar aksiyon yaratabilir ki??? DVDsi çıksın, evde izleriz Zor Ölüm 4'ü. Adamlar Transformers'ı çekmiş. Bir aksiyon bir aksiyon... Ne sahneler vardır kimbilir. Biz eniyisi ona gidelim...'
ZAARRTTTT! yanlış yorum.
Önce Transformers'tan bahsedeyim ki yazı güzel birşeyle bitmiş olsun. İlk yarı fena gitmiyor. Kötü, hatta kalitesiz gençlik filmi replikleri var ama olaylar yavaş yavaş gelişiyor, arabalar, robotlar, silahlar falan derken biraz kaptırır gibi oluyor insan. İtiraf edeyim, 2 hoş hatun da filmin nasıl geçtiğinin anlaşılmamasına neden olmuş olabilir. Bir sarışın (bu sefer süper zeki olan sarışın) bir de esmer güzeli ablamız var ki filmde, hakikaten izlenme oranını arttırdıkları kesin. İlk yarıda da savaş ve dönüşüm sahneleri fazla yakın çekim ve karambol geliyor insana ama çok da rahatsız etmiyor henüz. Sonra ara oluyor. Ve malesef 2. yarı... Saçma sapan diyaloglar, gereksiz mesaj içerikleri, insanın gözüne sokulan markalar, 15 dakika süren arabadan robota dönüşme sahneleri (dönüş dönüş bitmiyo, ne olduğunu da anlamıyorsun zaten, bir gürültü, bir hareket, bekle ki kamyon robot olsun...), olaya 1 metre mesafeden çekildiği için hiçbirşey anlaşılmayan kavga, dövüş, savaş sahneleri, izleyiciye mesaj veren robotlar... Kişisel olarak çok fena bir deneyimdi. O kadar kafam şişti ki, ambale olup uyumak istedim. Ayıp olur diye vazgeçtim. Siz yine de fırsat bulursanız gidin tabi. Transformers bu, izlemek lazım.
Gelelim 'Özgür Yaşa ya da Zor Öl'e. Bu filmi fazla anlatmayacağım zaten. İzlenmesi gereken bir film. Konu, işleniş, karakter seçimi ve derinliği, aksiyon sahneleri, diyaloglar ve tabi ki Bruce Willis... Kesinlikle zorlama bir devam filmi değil ve hatta belki de serinin en iyi filmi. Bence kaçırmayın. Dev ekranda izlenmeyi haketen sahneler çoğunlukta.
ZAARRTTTT! yanlış yorum.
Önce Transformers'tan bahsedeyim ki yazı güzel birşeyle bitmiş olsun. İlk yarı fena gitmiyor. Kötü, hatta kalitesiz gençlik filmi replikleri var ama olaylar yavaş yavaş gelişiyor, arabalar, robotlar, silahlar falan derken biraz kaptırır gibi oluyor insan. İtiraf edeyim, 2 hoş hatun da filmin nasıl geçtiğinin anlaşılmamasına neden olmuş olabilir. Bir sarışın (bu sefer süper zeki olan sarışın) bir de esmer güzeli ablamız var ki filmde, hakikaten izlenme oranını arttırdıkları kesin. İlk yarıda da savaş ve dönüşüm sahneleri fazla yakın çekim ve karambol geliyor insana ama çok da rahatsız etmiyor henüz. Sonra ara oluyor. Ve malesef 2. yarı... Saçma sapan diyaloglar, gereksiz mesaj içerikleri, insanın gözüne sokulan markalar, 15 dakika süren arabadan robota dönüşme sahneleri (dönüş dönüş bitmiyo, ne olduğunu da anlamıyorsun zaten, bir gürültü, bir hareket, bekle ki kamyon robot olsun...), olaya 1 metre mesafeden çekildiği için hiçbirşey anlaşılmayan kavga, dövüş, savaş sahneleri, izleyiciye mesaj veren robotlar... Kişisel olarak çok fena bir deneyimdi. O kadar kafam şişti ki, ambale olup uyumak istedim. Ayıp olur diye vazgeçtim. Siz yine de fırsat bulursanız gidin tabi. Transformers bu, izlemek lazım.
Gelelim 'Özgür Yaşa ya da Zor Öl'e. Bu filmi fazla anlatmayacağım zaten. İzlenmesi gereken bir film. Konu, işleniş, karakter seçimi ve derinliği, aksiyon sahneleri, diyaloglar ve tabi ki Bruce Willis... Kesinlikle zorlama bir devam filmi değil ve hatta belki de serinin en iyi filmi. Bence kaçırmayın. Dev ekranda izlenmeyi haketen sahneler çoğunlukta.
TELEFON
Çaldı telefon sonunda :)
Pek köklü bir değişim olmadı şimdilik. Sadece eski beni hatırladım. Mutlu, neşeli, keyifli ben oldum bir süre için. Beklemeye aldım kendimi yine.
Şimdi sıra final melodisinde...
Pek köklü bir değişim olmadı şimdilik. Sadece eski beni hatırladım. Mutlu, neşeli, keyifli ben oldum bir süre için. Beklemeye aldım kendimi yine.
Şimdi sıra final melodisinde...
3 Temmuz 2007 Salı
UYANIŞ
Yazdan mıdır nedir, bir sıkıntı, bir değişim isteği var ki içimde sorma...
Tatil yapasım var uzuuun uzun. İşten uzaklaşasım var. Hem de öyle böyle değil, bayaa bi uzaklaşmak istiyorum işten.
Belki de kendimden???
Cumartesi günü kısa ama etkili bir patlama yaşadım kendi kendime. Aslında son zamanlarda kafamda dolaşan, ayrı ayrı havada kalmış birsürü şey, annem ve babamla sohbet ederken, kendiliğinden, birden bire tutundular birbirlerine ve neredeyse benden bağımsız olarak dökülüverdiler. Nasıl tanımlanır bilmiyorum. Sanki bir uyanış. Farkına varma. Sanki bugüne kadar uyurgezermişim de, bir anda bir kova su atmışlar gibi üzerime. Sonra da oturup izlemişim gibi geçmişi...
Psikiyatrist koltuğunda oturur gibi konuşmaya başladım birden. Şaşırdım.
Kendime itiraf etmediklerim mi yoksa bugüne kadar görmediklerim miydi yüzleştiklerim emin değilim. Ne yazık ki pişmanlık vardı içimde. Kendime dair bir pişmanlık.
Garip hissettim kendimi. Farkına vardıklarımla aynı kişi olarak devam edemezdim sanki. Başkası olmam gerekiyordu. Ya da başkasıydım şimdiye kadar. Artık ben olma zamanıydı belki.
Annem ve babamın yanındaydım. Esra'yla konuştum. Sonra eve, Coşkum'un yanına geldim.
Çok şanslıyım. Mutluyum.
Bir ben eksikmişim bu kadroda. Ben de buralarda biryerdeyim, biliyorum...
Tatil yapasım var uzuuun uzun. İşten uzaklaşasım var. Hem de öyle böyle değil, bayaa bi uzaklaşmak istiyorum işten.
Belki de kendimden???
Cumartesi günü kısa ama etkili bir patlama yaşadım kendi kendime. Aslında son zamanlarda kafamda dolaşan, ayrı ayrı havada kalmış birsürü şey, annem ve babamla sohbet ederken, kendiliğinden, birden bire tutundular birbirlerine ve neredeyse benden bağımsız olarak dökülüverdiler. Nasıl tanımlanır bilmiyorum. Sanki bir uyanış. Farkına varma. Sanki bugüne kadar uyurgezermişim de, bir anda bir kova su atmışlar gibi üzerime. Sonra da oturup izlemişim gibi geçmişi...
Psikiyatrist koltuğunda oturur gibi konuşmaya başladım birden. Şaşırdım.
Kendime itiraf etmediklerim mi yoksa bugüne kadar görmediklerim miydi yüzleştiklerim emin değilim. Ne yazık ki pişmanlık vardı içimde. Kendime dair bir pişmanlık.
Garip hissettim kendimi. Farkına vardıklarımla aynı kişi olarak devam edemezdim sanki. Başkası olmam gerekiyordu. Ya da başkasıydım şimdiye kadar. Artık ben olma zamanıydı belki.
Annem ve babamın yanındaydım. Esra'yla konuştum. Sonra eve, Coşkum'un yanına geldim.
Çok şanslıyım. Mutluyum.
Bir ben eksikmişim bu kadroda. Ben de buralarda biryerdeyim, biliyorum...
2 Temmuz 2007 Pazartesi
TATİL BİTTİ...
Tatile gittik, geldik ve üzerinden 1 hafta geçti bile.
Keşke tatildeyken yazabilseydim. O zaman daha coşkulu olurdu eminim cümlelerim. Döndüğümüz pazartesi günü hiç gitmemiş gibi olduk bile çünkü.
Nedense biraz zor adapte olduk bu sefer tatile. İkimizin de kafası fazla doluydu sanırım. İşi gücü burada bıraktık da, kafadakileri bırakmak o kadar kolay olmuyor tabi. Tatil havasına girdiğimizde çarşamba olmuştu bile.
Neyse, kısaca anlatayım bari, belki tekrar aynı moda girebilirim böylece...
Cumartesi sabah erken çıktık yola. Önce Susurlukta Ulusoy'un outlet cennetinde mola verdik. Öğle yemeği saatinde Şirince'deydik. Selçuk'un küçük, şirin, kendine özgü köyü. Kabak çiçeği dolması yedik. Güzel birşeymiş. Şile bezi pantolon alacaksanız, beyaz tercih etmemenizi öneririm. Henüz hiç giyemedim. :( Efes'i bir kez daha gezmek için çok sıcaktı. Yola devam ettik.
İlk kez trafik cezası yedik. Daha doğrusu Coşkun ceza yedi. Sadece 114 km ile gidiyorduk halbuki...
Ve Bodrum.
Dedim ya geç adapte olduk diye. Pazar günü geçen seneki favori sahilimizi bulmak üzere Yahşi'ye gittik. Tanıdık ve güzel bir sahil ama sanki bizim hatırladığımız gibi değildi... Farkettik ki biz esas Bitez'i arıyormuşuz. Biraz zorlandık ama sonunda bulduk Bitez'i. Denizi çok soğuk ama güzeldi. 'Deniz ısınmamış' dedik. Meğer Bitez'e özgü bir serinlikmiş. Gündoğan'da gayet ılık bir deniz bekliyormuş bizi. Bir kaç küçük sorun yaşamadık değil aslında. Böcek ve kertenkele maceralarımız oldu mesela. Küçük çaplı sağlıksal şanssızlıklar da oldu. Ama genel olarak güzeldi tabi tatil. Bodrum'a gittik, Yalıkavak'ta yemek yedik, pazara gittik, Gündoğan sahilinde çok huzurlu, romantik, muhteşem bir ortamda rakı içtik, Gümüşlük'te bir kez daha hayran kaldık Muğla'nın sayfiye güzelliklerine, kral yolunun hikayesini dinleyip Tavşan Adası'nda manzaranın güzelliğini ve tavşanların şirinliğini izledik, nefis ve ucuz köfte ve kahvenin keyfini çıkardık. 1 hafta boyunca dönmemenin yollarını düşündük.
Pazar günü nasıl olduğunu anlamadan dönüş yolunda bulduk kendimizi. Evdeydik, Pazar akşamıydı (hani şu hiç sevilmeyeninden) ve uyuyup uyanıp işe gidecektik...
Keşke tatildeyken yazabilseydim. O zaman daha coşkulu olurdu eminim cümlelerim. Döndüğümüz pazartesi günü hiç gitmemiş gibi olduk bile çünkü.
Nedense biraz zor adapte olduk bu sefer tatile. İkimizin de kafası fazla doluydu sanırım. İşi gücü burada bıraktık da, kafadakileri bırakmak o kadar kolay olmuyor tabi. Tatil havasına girdiğimizde çarşamba olmuştu bile.
Neyse, kısaca anlatayım bari, belki tekrar aynı moda girebilirim böylece...
Cumartesi sabah erken çıktık yola. Önce Susurlukta Ulusoy'un outlet cennetinde mola verdik. Öğle yemeği saatinde Şirince'deydik. Selçuk'un küçük, şirin, kendine özgü köyü. Kabak çiçeği dolması yedik. Güzel birşeymiş. Şile bezi pantolon alacaksanız, beyaz tercih etmemenizi öneririm. Henüz hiç giyemedim. :( Efes'i bir kez daha gezmek için çok sıcaktı. Yola devam ettik.
İlk kez trafik cezası yedik. Daha doğrusu Coşkun ceza yedi. Sadece 114 km ile gidiyorduk halbuki...
Ve Bodrum.
Dedim ya geç adapte olduk diye. Pazar günü geçen seneki favori sahilimizi bulmak üzere Yahşi'ye gittik. Tanıdık ve güzel bir sahil ama sanki bizim hatırladığımız gibi değildi... Farkettik ki biz esas Bitez'i arıyormuşuz. Biraz zorlandık ama sonunda bulduk Bitez'i. Denizi çok soğuk ama güzeldi. 'Deniz ısınmamış' dedik. Meğer Bitez'e özgü bir serinlikmiş. Gündoğan'da gayet ılık bir deniz bekliyormuş bizi. Bir kaç küçük sorun yaşamadık değil aslında. Böcek ve kertenkele maceralarımız oldu mesela. Küçük çaplı sağlıksal şanssızlıklar da oldu. Ama genel olarak güzeldi tabi tatil. Bodrum'a gittik, Yalıkavak'ta yemek yedik, pazara gittik, Gündoğan sahilinde çok huzurlu, romantik, muhteşem bir ortamda rakı içtik, Gümüşlük'te bir kez daha hayran kaldık Muğla'nın sayfiye güzelliklerine, kral yolunun hikayesini dinleyip Tavşan Adası'nda manzaranın güzelliğini ve tavşanların şirinliğini izledik, nefis ve ucuz köfte ve kahvenin keyfini çıkardık. 1 hafta boyunca dönmemenin yollarını düşündük.
Pazar günü nasıl olduğunu anlamadan dönüş yolunda bulduk kendimizi. Evdeydik, Pazar akşamıydı (hani şu hiç sevilmeyeninden) ve uyuyup uyanıp işe gidecektik...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)