Çok mu cazip kılmışlardı algıyı güçlendirmek için, sunum mu şıktı yoksa içerik de dolu muydu bir o kadar, karar veremesem de kafama yer etmişti; Unilever'de kariyer...
Aradan 10 yıl geçti. O günden sonra ben hep daha yakın hissettim kendimi Unilever ürünlerine. Hem de yerli markaları kullanmak konusundaki hassasiyetime rağmen...
Bugün yine kafamdaki Unilever'e yakışır bir hareketle, bir kez daha güçlendirdi benim gözümdeki algısını.
Az önce Unilever Kurumsal İletişim'inden Umut Bey aradı beni. Vaseline'in yeni reklam kampanyasında dikkatimi çeken bir Türkçe kullanım hatasıyla ilgili, internet siteleri aracılığıyla geri bildirimde bulunmuştum. Ciddiye alınmış, araştırılmış, gereken olabildiğince yapılacakmış ve bilgi vermek için de beni aramışlar. Olması gerektiği gibi, Unilever'e yakıştığı gibi...
Çok saçma belki ama ilk göz ağrım ya hani, gurur duydum içten içe. Mutlu oldum.
İlk göz ağrım derken, hiç çalışmadım, hatta başvurmadım bile Unilever'e. Belki de o yüzden, bendeki algısı hep aynı...
Reklama gelince;
İlk izlediğimde başını kaçırmışım, ne reklamı olduğunu bilmeden izledim. Görüntüler, sözler, ses, tarz, öyle güzel gidiyor ki, "düzgün birşey çıkar umarım" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ne muhteşem reklamların ne alakasız ürünlerle heba edilmesi maalesef sık rastladığımız bir durum.
"Cildin mucizesini korur" dedi...
Etkileyici.
Vaseline!
Daha önce hiç Vaseline'i 'marka' olarak değerlendirmediğimi fark ettim.
Ekranda şık görünüyordu. Kaliteli bir duruşu olduğu kesin.
Henüz denemedim ama denemeye kararlıyım.
Reklam izlemeyi severim zaten, Vaseline reklamı da tekrar tekrar izlemekten keyif aldığım birkaç reklam arasına girdi hemen.
Sondaki "1870'den beri" yazısını birkaç izleyişten sonra fark ettim. Maalesef çok sık rastlanan bir hata. Fark edince de hemen siteye girdim, dedim ki 70'den olmaz, 70'ten olur...
Sonrası da anlattığım gibi işte.
Demem o ki, zaten beğenirdim, iyice pekişti beğenim...
Hem de başarılı bir reklam kampanyasından çok, kurumun eleştiriye yaklaşımı, kurumsal iletişim anlayışı sayesinde.